Bir ülkede yoksulluk varsa onu yazmayan yazar, yazar değil insan bile olamaz. Yoksulluk insanlığın en aşağılanmış yeridir, en utanç verici yanıdır. İnsanlar yoksul olmamalı...
Yaşar Kemal
Memleketteyim. Sokakta insanlarla konuşuyorum. Yarıdan çok fazlası asgari ücrete askeri ücret diyor. Ben de bir çalışanın o ücretle yaşayamayacağını anlatmağa çalışıyorum aldığı ücretin adını bilmeyen insanlara. Aslında o asgari ücreti verenler de biliyor işin aslını. Çünkü açlık sınırını 30.143 TL, yoksulluk sınırını 98.188 TL açıklayanlar da onlar. Bir de asgari ücretin açıklanma süreci var ki..! Önce kelli felli adamlardan bir komisyon oluşturuluyor. Yılın son ayı boyunca birçok kere toplanıyorlar. Haber programlarında ‘asgari ücret komisyonu çalışmalarına devam ediyor’ diye halka duyuruluyor. Cern Laboratuvarında atom parçacıklarını çarpıştırmaktan daha zor bir çalışma yürütüyorlar sanki. Sonra o komisyonu atayan tek adam açıklıyor aylar önce kafasında belirlediği rakamı. Sonuna da çok adil ve insanca hesaplanmış gibi bir de 50 kuruş eklemiyorlar mı..! Gel de anlat işte…
Bir şeyi tam istediğiniz kıvamda anlatamadığınızı hissettiğiniz zamanlar olur ya bazen. Kıssadan hisselere baş vurursunuz, fıkralara omuz vurursunuz, hikayelere, masallara ayak vurursunuz, vurur da vurursunuz. O bazendeyim şimdi. Fıkra mıdır kıssadan hisse midir, hikaye mi masal mı bilmiyorum ama içinde bulunduğumuz durumu sanki en iyi o anlatacak bizlere. İçinde bulunduğumuz durum tam da Türkiye ekonomisinin işinde bulunuyor zaten. Yani bir taşla çok kuş vuracağız…
Zamanın birinde bir köyde çok muhterem bir insan yaşarmış. Oldukça çok sevilen, herkesin akıl hocası dert babası, güvenilip sayılan bilge bir kişiymiş. İyice yaşlanınca genç ve güzel bir kız olan Zeynep’i evlatlık edinerek yanına almış. Adamın servetine göz koyan (zaten adam da ona bırakacaktı) zilli kız sevgilisinden hamile kalıp “bu dede beni hamile bıraktı” yalanını yaymış ortalığa. Bilge adam ne kadar “hayır ben yapmadım yapmam, beni tanıyorsunuz yıllardır, yapar mıyım hiç öyle bir şey” dese de anlatamamış gerçeği. O saygınlığı yerle bir olmuş, herkes yüzüne tükürür olmuş. Adam, artık bu dünyada yaşamak haram gidip cennette yaşayım bundan sonra, nasılsa yukarıdaki her şeyi biliyor diyerek hayatına son vermiş. Kendinden emin bir şekilde gidip cennetin kapısına dayanmış. “Sen haa..! Yanına aldığı evlatlığı hamile bırakan pis moruk; seni cennete kabul edemeyiz doğru cehenneme” diyerek kapıyı suratına kapatmış görevliler. Onurlu bilge sizin dininizde evlatlık edindiğin kişiyle nikah caizdir savunmasına girip itiraz etmemiş, boynunu bükmüş ve cehennemin yolunu tutmuş. Cehenneme de namı kendinden önce gitmiştir, çok kötü karşılanmış, herkes itip kakmış, yüzüne tükürmüş. Bir kenara çöküp kafasını avuçlarının arasına alıp kara kara düşünürken Cebrail farketmiş onu, yanına gidip derdini sormuş. Başına gelenleri anlatmış ve beni Tanrı ile görüştür diye yalvarmış. İsteği kabul edilmiş ve Tanrı’nın huzuruna çıkmış. Tanrı sormuş o anlatmış. Bu sefer Tanrı kafasını avuçlarının arasına alıp kara kara düşünmeğe başlamış. Yaşlı bilge şok olmuş ve biraz hayretle biraz da öfke ile sormuş..:
- Ne düşünüyorsun kara kara. Her şeyi bilmiyor musun yoksa..?
Cevap vermiş Tanrı çaresiz bir yüz ifadesiyle..:
- Bilmesine biliyorum da, binlerce yıldır Meryem orospusunu hamile bırakmadığımı anlatamadım o geri zekalı dangalaklara. Şimdi nasıl anlatayım Zeynep orospusunu senin hamile bırakmadığını...
Ama sizin dünya lideri bir ekonomistiniz var ya, o her şeyi anlatıyor size işte, hem de iki kelime ile. İşine gelince yani isterken NAS VAR, işine gelmeyince yani verirken NAH VAR..! Siz siz olun gidin hikayelere masallara kıssadan hisselere baş vurun…
Biz mi..? Yuvarlanıp gidiyoruz işte. Yoksuluz ama itibarımız var..! O yeter ki uçan saraylarıyla gitsin konan saraylarında sefa sürsün, biz soğan ekmekle yuvarlanıp yaşarız millet bahçelerinde diyen insanların arasında bir şeyler anlatmağa çalışıyoruz hala…
Umut işte…
