Öğretilenlerden, dayatılanlardan, okuduklarımdan, duyduklarımdan, öğrendiklerimden, atasözlerinden, özdeyişlerden sadece hayatla sınayabildiklerime inanırım ben. “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur”muş. Bu hayatla sınayarak inandıklarımdandır. Gözünüzden çok fazla uzak olmamak için bir şeyler yazdım işte. İsterseniz okumağa devam edin..:
ŞİİR GİBİ HAYATLAR
İktidarlar en seçkin insanlardan meydana gelmiş olsaydılar tüm halkın birkaç kişiye boyun eğmesi haklı gösterilebilirdi. Oysa durum böyle değildir, geçmişte de böyle olmamıştır, gelecekte de böyle olmayacaktır. Halka hükmedenler genellikle en kötü, en değersiz, en acımasız, en ahlâksız ve her şeyden önce en yalancı kimselerdir. Ve bu bir rastlantı değildir...
TOLSTOY
Yaşama sanatını kitapları okuyarak öğrenemezsiniz. Yaşam kontrol edilemeyen bir akıştır, her emre direnir. Kitapları okuyarak gerçeğe ulaşamazsınız. Yazılmış her şey yapaydır. Gerçek, sözcüklere boyun eğmez. Kitapları okuyarak mutlu ya da mutsuz olamazsınız. Yine de, tüm bunları anlamak için kitap okumalısınız…
Miro Gavran
Yani, ne okuduğunuz kitaplardır hayat ne de yazdığınız kitaplar. Çalıştığınız işler de değildir kazandıklarınız da; kaybettiklerinizdir biraz… Konuştuklarınız zaten hiç değildir...
Bir insanın yeminler ederek konuşmağa başlaması yalan söyleyeceğinin ilk habercisidir. Doğruyu söyleyecek olsa insanların ona güvenmeyecek olmasını aklına getirmez ve yemin etmek de aklının ucundan geçmez zaten…
Yemin ederek göreve başlayan insanlar da o yalancıları aratmamışlardır hiç tarih boyunca.
Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına. Anayasaya sadakatten ayrılmayacağına. Hukukun üstünlüğünü koruyacağına. Çalıp çırpıp yandaşlarına dağıtmayacağına. Yolsuzluk ve hırsızlık yapmayacağına...
Namusu ve şerefi üzerine yemin ederler üstelik. Tarihten beri devleti soyan bütün hırsızlara baktığınızda hepsinin tek ortak özelliğinin olduğunu göreceksiniz. Hepsi de aynı şeyin üstüne yemin etmişlerdir. Namus ve şeref...
Yaşamak tercih etmektir. Tercihiniz ya sadece hayranlıkla anlatılacak namuslu bir hayat hikayesi bıraktırır arkanızda ya da nefret ve küfürle anılacak büyük bir servet...
Birgün Ortaköy’den Karaköy’e gitmek için bir taksiye biner Özdemir Asaf. Taksici “buyyun efendim, neyeye” diye sorar. “Nereye” diye sorabilseydi taksici, “Kayaköy” diyecekti Özdemir Asaf. Ama tercih ettiği hayat dedirtmez işte. Taksici dalga geçtiğini düşünür ve incinir diye korkar. Karaköy de diyemez, Eminönü der yalandan. Ve sonra daha fazla ücret öder ve yürüyerek Karaköy’e geri döner. Yani namuslu insanlar yalanlarını bile başkalarına zarar vermek için, onları incitmek için söylemezler. Yalanları bile sadece kendilerine zarar verir, başkalarına değil…
İnsan şiir yazarak şair olamaz yani. Şiir okuyarak da. Şiir gibi yaşıyorsa şairdir ancak. Adam gibi yaşıyorsa da adam...
Hak ettiğiniz kadar; şiir güzelliğinde, türkü tadında hayatlarınız olsun…
Arada sırada uğrarım yine...
