Bizi düşünmeye alıştırmamışlar. Üstelik de düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar. Allah beterin beterinden saklasın derler, bir de düşünenleri, gelin şuna düşünenleri demeyelim, düşünmeye çabalayanları hep öldürmüşler...
Yaşar Kemal
Aslında ne öyle bir coğrafyada doğdum ne de öyle bir kültürün içinde büyüdüm ben. Aksine hep tehlikeli şiirler, tehlikeli kitaplar okumakla ve her şeye sataşmakla geçti bütün gençliğim. Sonuçta haddini aşmayı çok seven ukala biri olup çıktım işte. İyi ki de öyle olmuşum ama. Seviyorum o eşkıyayı…
Mesela geçen hafta haddimi aşıp öğretmen gibi yazdım ve öğretmen arkadaşlarımın okuyanlarından güzel tepkiler aldım. Gaza geldim, bu hafta çıtayı yükseltip haddimi daha fazla aşıp felsefeci gibi yazacağım, ama felsefeci arkadaşım da yok işte. Neyse, başlayalım, belki benim gibi haddini aşıp felsefeci kesilenler olabilir…
Batı felsefesinin başlangıç noktası olarak kabul edilen Antik Yunan felsefesi M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak yaklaşık M.S. 3. yüzyıla kadar uzanan geniş bir düşünce çağıdır. Çağımız felsefecileri bu 9 yüzyıllık süreyi üç ana dönemde inceliyor. M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren özellikle "Evren nasıl oluştu? Bilgi nedir?, Adalet nedir?" gibi sorulara mitolojik açıklamalar yerine akıl ve sorgulama yoluyla cevaplar aranmaya başlandı. Sokrates’e kadar olan bu döneme Sokrates öncesi dönem diyor çağımızın felsefecileri.
İkinci dönem Sokrates’in kendisidir, yani Sokrates dönemi. M.Ö. 469-399
Sokrates felsefenin yönünü büyük ölçüde insana ve ahlaka çevirmiştir. Sokrates'in yöntemi, soru sorarak kişinin kendi düşüncelerini sınamasına dayanıyordu. Yani Sokrates “Ben kimim? İyi insan kimdir? Erdem nedir? Adalet nedir? Bilgi ile erdem arasındaki ilişki nedir?” sorularını soruyordu kendine ve insanlığa da yol gösteriyordu böylece…
Üçüncü ana dönem ise Sakrates’in öğrencileri ve öğrencilerinin öğrencileri dönemidir ki en güçlü temsilcileri Sokrates’in öğrencisi Platoon ve ve Platoon’un öğrencisi Aristoteles’dir. Bunlar Sokrates’in sorularına yeni sorular ekleyerek felsefeyi çok daha geniş alanlara yaymışlardır…
Bizden de bir şeyler yazmak isterdim ama biz öyle sorular sormamışız kendimize tarihin hiçbir döneminde. Tek tük soranlar çıkmışsa da sonları ya sürgün ya mahpus ya da darağacı olmuştur hep. Belki de bu yüzden oluşmuştur kendimize değil de karşımızdakilere soru sorma alışkanlığımız. Orta Asya’dan yola çıktığımızdan beri de tek bir soru sormuşuz karşımıza çıkan herkese. Sen benim kim olduğumu biliyor musun..?
Bazen sonucu okuyucuya bırakmak güzeldir…
