Kendini bir kelime ile anlat deseniz becerip anlatamam, iki kelime ile anlat deseniz Maçka ve Zigana derim…
Yıllar önce bir ilkbahar sabahı iki arkadaşımla birlikte Zigana’ya gidiyorduk.
Maçka’dan geçerken bir istasyona girdim içecek bir şeyler almak için. Akaryakıt istasyonlarında hala bira satılabiliyordu o zamanlar. Aldıklarımı ücretsiz market poşetine koyup arabaya doğru yürürken istasyona giren bir motosiklete takıldı gözlerim. Onun benzin almaktan başka bir planının olmadığı hemen belli oldu. Terlikli şortlu bir delikanlı indi o motosikletten. Elimdeki poşeti yere bırakıp kollarımı açarken O, şişelerden gelen tıngırtının notalarını yazıyordu sanki…
Sarıldık birbirimize iki sevgili gibi.
“Naber lan, ne işin var burada” diye sordu.
“Sen kuzeyin oğlusun ben dağların, Zigana’ya gidiyorum” dedim.
“Bak, kıskandım şimdi valla” dedi. “Bırak motoru haydi gidelim” dedim. “Yok gelemem, ekmek almak için çıkmışım evden, annem kahvaltıya bekliyor” derken arabaya doğru kaydı gözleri. İki tane güzel kızı görünce “yoksa gelsem mi lan” dedi hınzır hınzır gülerek. “Hadi lan, beni s2ne takmadın, kızları görünce anneni bile ekiyorsun” derken gülerek tekrar birbirimize sarılıp vedalaştık…
Üç gün önce de Maçka’daydık O, ben ve Türkiye’nin yedi bölgesinden gelen yüzbinler. Sarılamadık. Toprağa sarıp sonsuzluğa uğurladık O’nu…
Evet; Zigana Dağları’nın en güzel çiçeğini, Coşandere’nin en parlak köpüğünü, Hamsiköy’ün en tatlı sütlacını, Karadeniz’in en hırçın dalgasını, Anadolu’nun en güzel türküsünü gözyaşlarıyla sonsuzluğa uğurladık…
Arkasından “gitti Pontus’un biri” diyen beş kuruşluk vatanseverler de oldu, “sahnede gebermiş” diyen kara cahil din adamları da, “keferenin biriydi, ölmüş gitmiş, fatiha okunmaz” diyen gazeteci geçinen namussuz yalakalar da…
Gelip görseydiler anlayabilir miydiler bilmiyorum. Ben anlatabilsem anlayabilirler mi onu da bilmiyorum. Bir insan ne kadar çok sevmiş ki, ne kadar çok hak etmiş ki bu kadar çok sevilmiş..! Biz onu anlayamadık hala, o beyinsiz sürüler nereden anlayacaktı ki…
Sen göklerde kartal gibiydin kardeşim. Bir kartalın ufukta gördüklerini kümesteki tavuklara anlatmakla geçti ömrün. Yani 58 yıllık bir ömrü, her anını namuslu yaşayarak bitirdin sen. Namussuz korkak emir kulu yalakalar hiç utanmadı arkandan konuşurken. Zaten onlar hiçbir şeyden utanmıyorlar ki. Hem boş verelim o utanmazları, çok daha fazla kalabalıktı seni toprağa değil yüreğinin en güzel köşesine gömenler…
Hiç ölmeyeceksin cesur yürekli kardeşim. İsyanın, yüreğin, doğruluğun, delikanlılığın hep güç verecek bize. Birgün mutlaka gelip en çok istediğin şeyi, yani Atatürk düşmanlarını yendiğimizi fısıldayacağım kulağına, söz…
Huzur içinde rahatça uyu sen Volkan yüreklim…
Seni hiç unutmayacağız…