
Bu hafta Don Kişot'luk yapmayı planlamıştım..
Hem çok da hevesliydim. Ama olmadı işte. Gerçek hayatta şövalye ruhumu dünyanın acımasız gerçekliğine çağırıp ayaklarımı yere değdiren çok sevdiğim çok güzel bir arkadaşım var. Don Kişot koymuş adımı. Ama bu hafta o engellemedi Don Kişotluk yapmamı. Evdeki hesap ülkeye uymadı da ondan işte. Ne zaman uydu ki zaten dediğinizi de duyar gibiyim...
Ülkenin en büyük bayramında konuşulan şeylere bir bakın Allah aşkına. Merdivenlerden inerken kaçıncı basamakta kim kimin koluna girmiş, kimin eli kimin cebindeymiş, uygarlık tarihinin en büyük soygununda kim kimden ne kadar komisyon almış, kim kimi destekliyormuş, kim kimin yargılanmasını engelliyormuş, vs.vs…
Gel de Don Kişotluk yap sonra. Yok yok. Gelin o zaman Don Kişot’u anlatalım onlara biraz..:
Don Kişot bir roman kahramanı ve adını da romanın anlatıldığı kitaba vermiş. Romanın konusu da İspanya’nın küçük bir köyünde yaşayan alt tabaka soylusu olan Alonso Quijano'nun maceralarından ibaret. Quijano, okuduğu ve dinlediği şövalye destanlarına kendini öyle kaptırıyor ki aklını yitiriyor ve kendine Don Kişot adını koyarak gezgin bir şövalye olmağa karar veriyor. Amacı, şövalyelik geleneğini yeniden canlandırmak ve ülkesine hizmet etmektir güya. Yanına sadık bir silahşor olarak sıradan bir köylü olan Sancho Panza'yı alıyor ve yola çıkıyor. Sancho, Don Kişot'un hayalperest uçuk kaçık söylemlerine karşılık, pratik zekâsı ve saf gerçekçiliğiyle hikâyeye ayrı bir boyut kazandırıyor. Romanın ilk bölümünde Don Kişot, dünyayı olduğu gibi görmek yerine, kendini efsanevi bir şövalye hikâyesinin başkahramanı olarak hayal etmeyi tercih ediyor. Sakın bizdeki gibi bir çeşit dünya lideri gelmesin aklınıza hemen…
Batı edebiyatının kurucu eserlerinden biri olarak kabul edilen ve genellikle ilk modern roman olarak değerlendirilen, birçok tanınmış yazar tarafından "tüm zamanların en iyi kitabı" ve "dünya edebiyatının en iyi ve en merkezi eseri" olarak nitelendirilen bu eser ayrıca, ortaçağ şövalyelik saçmalığına duyulan hayranlığı dünyadan silip süpürdüğü için de ayrı bir öneme sahip olmuştur. Tarihte en çok başka dillerde yazılan, en çok satılan ve en çok okunan kitap olduğu da söylenmektedir. Ama ben ille de okuyun demiyorum…
Gelin biraz da Don Kişot’un yaratıcısına bakalım..:
Miguel de Cervantes 1547 - 1616 yılları arasında İspanya’da yaşamış bir rönesans aydınıdır. Düşünen, herkesin söylediğinden farklı şeyler söyleyen insanlar hep cezalandırılmıştır o dönemde kilise tarafından. Bizde hala devam ettiği gibi. Cervantes ise yanlış anlaşılmalardan ötürü 1592 ve 1597 yıllarında iki kez kısa süreliğine cezaevi macerası yaşamış ve Don Kişot da o cezaevlerinden ilkinde doğup ikincisinde büyümüştür. Yani Don Kişot’a “Üç devle savaşıyoruz sevgili Sancho: Adaletsizlik, korku ve cehalet…”dedirten Cervantes bu yüzden bizde bugün olduğu gibi tutuklanıp ceza evine konmamıştır…
Kısacası aramızdaki uygarlık farkı beş yüz yıldır canlar. Onların beş yüz yıl önce savaştığı şeylerden adaletsizlik bizde mülkün temeli olmuştur bugün, korku yaşam biçimi olmuş, cehalet de baş tacı edilmiştir ama onlar hala bizi kıskanıyormuş…
Allah sonumuzu hayırlı eylesin…
